Lice Katliamı’nın üzerinden 28 yıl geçti, failler hala ‘meçhul’

  • 09:41 22 Ekim 2021
  • Güncel
 
DİYARBAKIR - Lice ilçesinde 28 yıl önce bugün birçok yerin ateşe verilmesiyle 15 kişi katledildi. Katliamın üstünden geçen yıllara rağmen failleri hala “meçhul”…
 
Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 28 yıl önce gerçekleştirilen katliamda 5 kişi katledildi, birçok yer ateşe verildi. İlçede 72 saat boyunca bütün iletişim ve ulaşım ağları kesildi. Resmi kayıtlara göre yakılan 401 konuttan 302’sine tam, 86’sına orta, 13’üne az hasarlı rapor verildi. Tarihe Lice Katliamı olarak geçen 22 Ekim 1993 yılında gerçekleşen katliam, aradan 28 yıl geçmesine rağmen hafızalardaki yerini koruyor. Yapılan katliamın failleri ise hala bilinmiyor.
 
Lice olaylarında zarar gören 246 kişinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yaptığı başvuru, 15 Haziran 2001 tarihinde rekor bir tazminat kararıyla sonuçlandı. Beş yıl süren yargılama sonucu “dostane çözüme” giden Türkiye, AİHM’nin “yaşam hakkı ihlali” kararıyla mağdurlara 2 buçuk milyon sterlin ödemeye mahkum edildi.
 
15 sivil yaşamını yitirdi
 
Katliama ilişkin Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 22 Ekim 1993 tarihinde 15 kişinin katledilmesi, bir askerin ve dönemin Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesiyle sonuçlanan askeri operasyonla ilgili, olaydan 20 yıl sonra Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianame düzenlenmişti. İddianamede dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tünay Yanardağ’ın “taammüden öldürme, halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik ve cürüm işlemek üzere teşekkül oluşturma” suçlarından yargılanmaları talep edilmişti.
 
Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan dava daha sonra “güvenlik gerekçesiyle” Yargıtay 5’inci Ceza Dairesi tarafından Eskişehir’e nakledildi. Eskişehir’de özel yetkili mahkeme olmadığı gerekçesiyle buradaki mahkeme heyetince Diyarbakır’a geri gönderilen dosya, buradan da İzmir’e taşındı.
 
İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Haziran 2014 tarihinde sanıkların taşıdığı kamu görevlisi sıfatı nedeniyle yargılanmaları için izin alınması istemiyle dosyayı HSYK’ye gönderdi ve yargılama durduruldu.
 
Durdurulma kararı bozuldu
 
29 Ocak 2015’te HSYK durdurulma kararını bozdu ve yargılama başladı. 1 Haziran 2015’te görülen duruşmada müşteki avukatlarının ısrarları sonucu Eşref Hatipoğlu’nun çapraz sorgulanması talebinin kabul edilmesi üzerine, mahkeme sorgulamanın uzun süreceği düşüncesiyle bir sonraki duruşma tarihini 7-8 Ekim 2015 olarak belirledi. Ancak, Eşref Hatipoğlu 7 Ekim’de İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya katılmadı. Eşref Hatipoğlu duruşmada can güvenliğinin tehlikede olduğu gerekçesiyle 18 Eylül’de adliyeye gelmiş, 15 dakikalık ifade verdikten sonra ayrılmıştı. Bu duruşmada sanıklardan Tünay Yanardağ’ın öldüğü de ortaya çıktı. Özellikle sanık sorgulamasına dair usulsüzlük sebebiyle müşteki avukatları bu duruşmada reddi hâkim talebinde bulundu. İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi bu talebi inceleyerek ret kararı verdi.
 
Eşref Hatipoğlu, 24 Aralık 2015’te İzmir 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya yine katılmadı. Duruşmada mahkeme heyeti Eşref Hatipoğlu’na mahkemeye gelmesi için yazı gönderilmesine, gelmediği takdirde zorla getirilmesine karar verdi; ancak sanığın tutuklanması talebini tekrar reddetti.
 
17 Mart 2016 tarihli 5’inci duruşmada sanık Eşref Hatipoğlu ilk kez mahkeme salonunda hazır bulundu. Müşteki avukatlarının sorularına yanıt veren sanığın tutuklanma talebi bir kez daha reddedilirken, duruşmalardan vareste tutulması talebi kabul edildi.
 
Tanıklar dinlenmedi
 
Yargılama süresince katılan avukatlarının keşif ve tanıklıklar başta olmak üzere pek çok talebi reddedildi. Bunlardan en çarpıcı olanı da 17 Kasım 2016 tarihli duruşmada mahkeme, daha önceki celsede değerlendirmek üzere ertelediği dönemin Başbakan Yardımcısı Deniz Baykal ile OHAL Valisi Ünal Erkan’ın ifadelerine başvurulması ve olayların ardından bölgede bulunan gazeteci Tayfun Talipoğlu ile Mithat Bereket’in dinlenmesi yönündeki taleplerin “yargılamaya katkısı olmayacağı” gerekçesiyle reddedilmesi oldu.
 
27 Mart 2018 tarihli duruşmada savcı açıkladığı mütalaada sanıklardan Eşref Hatipoğlu hakkında cezalandırılması için kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından beraat kararı verilmesini, Tünay Yanardağ hakkında ise cezalandırılmasına yeterli delil elde edilemediği ve sanık 2015 yılında ölmüş olduğundan hakkındaki davanın düşmesine karar verilmesini talep etti. Katılan avukatlarının mütalaaya karşı beyanlarını hazırlamak ve sunmak için adli tatil sonrasına dek uzun bir süre talebi kabul görmedi.
 
Süre talebi reddedildi
 
6 Temmuz 2018 tarihli duruşmada katılan avukatlarının esas hakkındaki mütalaaya karşı beyanlarını hazırlamak üzere süre talebi reddedildi. Bunun üzerine yargılama süresince keşif başta olmak üzere, çeşitli evrak ve tanık taleplerinin reddedildiğini, bu durumun mahkemenin tarafsızlığını yitirdiğini gösterdiğini ifade eden avukatlar, reddi hâkim talebinde bulundu. Reddi hâkim talebi değerlendirilmek üzere dosyanın İzmir 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine oy birliği ile karar verildi. Katılan avukatlarının reddi hâkim talebinin reddine yönelik itirazlarını sunabilmek için süre verilmesini, dosyanın daha sonra gönderilmesini istemesi üzerine mahkeme itiraz gerekçelerini dilekçe ile sunmaları için avukatlara 15 gün süre verildikten sonra, dosyanın itiraz için gönderilmesine karar verilmişti.
 
7 Aralık 2018 tarihli son duruşmada sanık Eşref Hatipoğlu hakkında mütalaa doğrultusunda beraat kararı çıktı.
 
Dönemin Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Osman Coşkun’un hazırladığı iddianamede, olay “şüpheli” bulunmuş, Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın PKK’lilerce öldürüldüğüne dair kanıt bulunamadığı açıkça yer almıştı. İddianamenin “Dikkat çeken hususlar” başlıklı bölümünde ise çatışmanın çok yoğun biçimde şehir içinde meydana gelmesi ve gün boyunca devam etmesine, 2'si asker 16 kişinin hayatını kaybetmesine, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki birçok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir örgüt mensubunun ölü, yaralı ya da sağ ele geçirilememesi, kamu binalarının zarar görmemesi “şüpheli” bulunmuştu.
 
İddianamenin “Sonuç ve Talep” bölümünde ise şu ifadelere yer verilmişti:
 
*Olay günü PKK'nin Lice ilçesine saldırdığına ve Tuğg. Bahtiyar Aydın’ı öldürdüğüne dair herhangi bir delil elde edilememiştir.
 
*Gündüz saatlerinde bir ilçenin basılıp yaklaşık 11 saat boyunca çatışmanın devam etmesine rağmen hiç bir örgüt mensubunun ölü ya da sağ olarak ele geçirilemediği gibi örgüt mensuplarını gören kişilerin dahi bulunmaması, aradan geçen 20 seneye rağmen bu eyleme katılanların tespit edilememiş olması PKK’nin bu saldırıyı gerçekleştirmediğini göstermiştir.
 
*JİTEM tim komutanı olan Tünay Yanardağ’ın kimlik bilgileri tespit edilemeyen “Cemil” kod adlı itirafçı ile birlikte düzenlediği duyum raporu ile maktul Bahtiyar Aydın’ın Lice’ye gitmesini sağladığı ve öldürttüğü, Eşref Hatipoğlu’nun ise 14 vatandaşın ölümüne, çok sayıda kişinin de yaralanmasına sebep olan operasyonu yönettiği, onun emirleri ile ateş edilmesi sonucu ölüm ve yaralanmaların meydana geldiği anlaşılmaktadır.
 
*Çatışmanın çok yoğun biçimde ve şehir içinde meydana gelmesine ve gün boyunca devam etmesine, 16 kişinin yaşamını yitirmesine, çok sayıda vatandaşın yaralanmasına, ilçedeki birçok bina ve aracın hasar görmesine karşılık, hiçbir örgüt mensubunun ölü, yaralı ya da sağ yakalanmaması, şehir içinde yaralanan asker ve polisin bulunmaması.
 
*Olayda yaralanan askerlerin ifadelerinin ve adli muayene raporlarının alınmamış olması.
 
*Sokağa çıkma yasağı ve aramalar üç gün sürmesine rağmen hasar gören binaların nasıl hasar gördükleriyle ilgili ayrıntılı tespitin yapılmamış olması.
 
*Hangi birliklerin çatışmaya kaç askerle katıldığının belirtilmemesi.
 
*Olaylarla bağlantısı oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıp ilk sorgudan sonra serbest bırakılan 54 kişinin ve Diyarbakır TEM Şube Müdürlüğü’ne teslim edilen 20 kişinin ifade tutanakları, yakalama tutanakları, hangi delile dayanılarak gözaltına alındıklarına dair hiçbir belgenin evrak arasında bulunmaması, sadece 20 kişilik isim listesinin bulunması;
 
*Roket saldırısına maruz kaldığı rapor edilen ‘Dragon 9’ isimli zırhlı araçta sadece zırh boyasının çizilmiş olması;
 
*Özel şahıslara ve DEP’li belediye başkanı bulunan belediyeye ait bina ve araçlarda ağır hasarın bulunmasına karşılık asıl hedef olması gereken emniyet ve askeri birliklere ait binalarda hafif hasarın bulunması…”
 
‘Çocuklarımın öldüğünü 4 ay sonra öğrendim’
 
Yapılan katliamda 3 çocuğunu kaybeden Zarife Cantürk verdiği bir röportajda katliamı şu şekilde anlatıyor: “22 Ekim 1993 günü sabah saatleriydi… Her yerden silah sesleri geliyordu. Ben, eşim, çocuklarım Suna ve Dilbirin ile komşumuz Ali Canpolat ve ailesi bizim eve sığınmıştı. Çünkü diğer evler prefabrikti, bizimkisi ise tek betonarme evdi. Daha güvenli olduğu için bizim eve sığınmışlardı. Tepemizde 6 helikopter geziyordu ve evimize ateş açıyordu. Biz de yere uzanır vaziyetteydik. İki tankın Kelvan Camisi’nin köşesinden evi hedef alıp ateş açtığını gördüm. Sonrasını hatırlamıyorum. Çocuklarımın öldüğünü bile 4 ay sonra bana söylediler. Saldırıda vücudumun riskli bölgelerine isabet eden şarapnel parçaları alınmadı ve o parçalarla yaşıyorum. Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 20 gün komada kalmışım. Vücudumdaki şarapnel parçaları nedeniyle yıllardır acı çekiyorum. Her geçen gün daha kötüleşiyorum. Doktorlar şarapnel parçalarının ameliyatla alınması durumunda felç geçirme riskinin yüksek olduğunu söylediler. Ben de katliamın delili olan parçalarla 22 yıldır yaşıyorum. Şikâyetçiyim, bu olaya sebebiyet veren her kimse hesap vermelidir.”
 
Mehmet Emin Özkan ısrarla tahliye edilmiyor
 
Aynı şekilde Lice yakılışı ve Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın’ın ölümüyle suçlanan, 26 yıldır cezaevinde tutulan 83 yaşındaki Mehmet Emin Özkan’a dair ortaya çıkan itirafçılar, olayı bilinçli şekilde Mehmet Emin’in üzerine attıklarını itiraf etmişlerdi. Katliamdan 20 yıl sonra açılan davada savcılık, katliamın sorumlusunun Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Eşref Hatipoğlu olduğunu ifade etse de bütün bunlara rağmen birçok hastalığı bulunan Mehmet Emin hala tahliye edilmiyor.